11 Mayıs 2009 Pazartesi

KIBRITCI KIZ..

KIBRITCI KIZ..

Kimden: Bilal Koldas

Tarih: 10 Mayıs 2009 Pazar 03:03

Konu: (hukukculardernegi) KIBRITCI KIZ

KIBRITCI KIZ..

7 yaşındaki kızım ve 2 yaşındaki oğlum neredeyse ekranın içine girecekler. İki saattir fare kaçıyor kedi ise peşinden helak oluyor. Bizimkiler öylesine kaptırmışlar ki kendilerini başından ayırmak mümkün değil bilgisayarın.

William Hanna ve joseph Barbera'nın 70 yıl önce yarattıkları karakterler, yaratıcılarını da toprağa verdikleri halde kısır döngü hız kesmeden devam edip duruyor. Kim bilir daha kaç nesil bu kovalamacayla çocuklukluklarının en güzel çağlarını geçirecek.

Bizim de çocukluğumuzu süsleyen William 2001 yılında 90 yaşında, Joseph ise 2006'da 95 yaşında ölüp toprağa karışmışlar. İçimden rahmet okumak geliyor milyarlarca gülücük adına. Ama birden Hz. Nuh'u hatırlıyorum. Sonra İbrahim'i. Daha sonra Rabbime havale ediyorum ikisini de. "Rabbim bildiği gibi yapsın" diyorum içimden. Nihayetinde O, her iyiliğin ve kötülüğün karşılğını veren, işiten ve bilendir.

- Kızım yeter artık. Biraz da kitap oku diyerek laptopu çekiyorum önüme. Artık kitabımız da bilgisayar, hocamız da, hacımız da. Eğlencemiz, meleğimiz, şeytanımız, sağ kolumuz, gözümüzün bebeği, ayrılmaya kıyamadığımız sevgilimiz, her şeyimiz...

"Acaba hangi kitabı açsam?" diye düşünürken birden aklıma kibritçi kız geliveriyor.

Karar kılıyorum kibritçi kızda. Hey gidi kibritçi kız! Neler yaşamıştık sen son nefesini verene kadar. Seninle ilk kez ne zaman tanımıştım hatırlamıyorum. Ancak seni tanıdığım zaman bana hiç de yabancı gelmemiştin halbuki. Soğuğun ne demek olduğunu, lastik ayakkabımın içinde donmaya yüz tutan ayak parmaklarımdan biliyordum. Senin de elbisen inceydi, üzerinde kalın paltolar yoktu benim de. Annen, yırtılan elbiselerine yama yapmıştı hatırlarsan, benim annem de benim giysilerimi yamalardı. Ne yalan söyleyeyim bazen utanırdım yamalı elbiseyle gezmekten. Senin de baban yoktu benim de. Sen, para kazanıp eve üçbeş kuruş götürmek için kibrit satmak zorundaydın. Yoksa evde annen ve kardeşin aç kalacaktı. Dört gözle bekliyorlardı yolunu. Çok şükür benim, seninki kadar ağır bir yüküm yoktu. Para kazanmasam hiç kimse açlıktan ölmeyecekti. Ancak ben de çalışmak zorundaydım. Sen kibrit satardın ben de simit. Bazen okuldan dönünce, eski bir kemer çakılı, tahta zeytin kasasından bozma boya sandığımı sırtlayıp dolaşırdım kahve kahve. Elimde terlikler girerdim kapıdan içeri. Masalarda pinekleyen ya da "al papazı ver kızı" diyerek kâğıt savaşları yapan zaman katillerine elimdeki terlikleri uzatarak "boyayayım mı abi?" diye sorar bir yandan da duman bulutları arasında ısınmaya çalışırdım. İnşallah insaflı bir garsona denk gelirim de daha girer girmez kovulmam kahveden diye dua ederdim. Poyrazdan ellerimin üzeri kösele gibi olur minik minik kanardı. Ertesi gün boya kalıntılı ellerle çıkardım öğretmenimin karşısına.

Aradan geçen uzun yıllar boyunca belki birkaç defa rastlamıştım sana. Ancak bugün seni kızımla tanıştırma zamanıydı işte. Seni mutlaka kızım da sevecekti okuyunca.

- Hadi bakalım kızım. Benim çok sevdiğim bu hikayeyi oku sonra da bana anlat. dedim.

Beyaz Nur'um hikayeyi sesli sesli okurken, birden bazı şeyleri anlamadığını hissettim. Hemen araya girip okuduğu şeyleri izah etmeye çalıştım. Allah'tan kibriti görmüştü birkaç defa. Kibritçi kızın neden diğer çocuklar gibi kar topu oynamayıp da kibrit sattığına şaşırmıştı.

Halbuki herkesin babası vardı ve babalar çocuklarına istemedikleri kadar ekmek, elma, portakal, muz, çikolata ve dahi canları ne çekerse alırlardı. Hem parmakların soğuktan sızlaması nasıl birşeydi? Evet üşümenin ne olduğunu biliyordu ama donmak da neydi? "Yama"ne manaya geliyordu? Neden insanlar delinmiş elbiselere başka kumaş dikiyorlardı ki? Bir elbise delindiği zaman ya atılır ya da parçalanarak temizlik bezi yapılırdı.

Sonra kibritçi kız bir kibrit çakmıştı ısınmak için. Derken kendini bir hayale kaptırmıştı. Odun yanan bir odadaydı, şamdanlar yanıyordu ve odanın içi gündüz gibiydi. İyi de odada nasıl odun yanardı? Neden yakmışlardı odunu? Kalorifer yok muydu? Şamdan'ın ne manaya geldiğini öğrendik ama odada neden lamba değil de mum yanıyordu?

Kibritçi kız bir başka kibriti çaktığında bir yıldız kaymış, gökyüzünde bir yay çizerek uzaklaşmış ve sonra sönmüştü. Sahi yıldız nasıl kayardı? Bu yaz köye gittiğimiz zaman yıldızları seyretme fırsatı bulmuştuk ama kayan bir yıldıza rastlamamıştık hiç. Nasıl izah edebilirdim ki yıldızın kaymasını? Elimi havaya kaldırıp "bak şööyle" diyerek bir hareket yaptım. Bilmem anlayabildi mi?

İşte bugün ben anladım ki bizler çocuklarımızla aynı zemine basıyoruz ancak farklı dünyalarda yaşıyoruz.

Ben, ilk defa cep telefonunu yaklaşık on iki yıl önce görmüştüm. On iki yıl bir yetişkin için çok uzun bir süre sayılmayabilir ancak benim ilk defa cep telefonu gördüğüm tarihte doğan bir çocuk bugün tam on iki yaşında. Halbuki babam rahmetli daha ben doğmadan evvel telefona yazılmış ve yirmi yıl sonra evimize bağlanan telefonu görmeye ömrü vefa etmemişti.

Hiç farkında değiliz ama bizim dünya algımızla çocukların dünya algısı arasında fersah fersah uzaklık var. Biz, hayatımız boyunca yaşadıklarımızı ve bizim bildiklerimizi, çocuklarımızın da bildiğini zannediyoruz. Aynı şekilde onların kafasındaki dünyayı tanımadan çocuklarımızı tanıdığımızı iddia ediyoruz.

Artık kibritçi kız çok yabancı çocuklarımıza. Ömer Seyfettin'in "kaşağı"sı ne anlam ifade edebilir ki? Haksızlığa uğrayan Hasan'ın duyguları ve kardeşinin pişmanlıkları, bir kapı bulup da girer mi acaba çocuklarımızın kalbine? Yoksa onlar Winx Club kızlarından biri olup Selena'nın gizemli dünyasında yolculuğa çıkmayı mı tercih ederler?.. Sorular, sorular, sorular...

Aradan geçen yıllar sonra sana teşekkür etmek istiyorum kibritçi kız. Çünkü senin sayende bugün, çocuklarımla ve başka çocuklarla tanışmaya karar verdim. Çünkü çocuklarımız, biz onları tanıdığımız kadar bizimdir. Bir elmas ustası, ortaya mükemmel bir elmas koymak isterse, öncelikle elindeki şekilsiz taşın zayıf noktasını bilmek zorundadır. Aksi halde ters taraftan vuracağı bir darbe, taşın dağılıp gitmesine sebep olur. Çocuklar da böyledir işte...

Av. Bilal Koldaş

..

.


Hiç yorum yok: