26 Temmuz 2010 Pazartesi

Kediyi Agactan Indirme Yontemleri ve Biz..

KEDiYi AGACTAN iNDiRME YÖNTEMLERi VE BiZ..

Prof. Özcan Köknel, " Çatışan Değerlerimiz " adlı kitabında şöyle bir örnek vermiş:

Soru: " Erkek kedi bir ağaca çıkmış ve inmek bilmiyor. Kediyi o ağaçtan indirmek için ne yaparsınız?

"Şıklar :


A) Ağaca Tırmanırsınız.

B) Merdiven dayayıp tırmanırsınız.
C) "Gel pisipisi" diye seslenirsiniz
D) Dişi bir kedi getirirsiniz.
E) İtfaiyeyi çağırırsınız.


Cevapların değerlendirmesi aşağıda...

Değerlendirme:

A) Ağaca tırmandıysanız; cesur ve girişkensiniz. İyi bir "satış temsilcisi" olursunuz.
B) Ağaca merdiven dayadıysanız; hedefe hangi yöntemle ulaşacağınızı planlayabiliyorsunuz. İyi bir "halkla ilişkiler müdürü" olursunuz
C) "Gel pisipisi" diye seslendiyseniz, saflık derecesinde iyimsersiniz. Ne yaparsanız, yapın, sakın kendi işinizi kurmayın.
D) Dişi bir kedi getirdiyseniz; kendi işinizi kurup çok başarılı ve ünlü olabilirsiniz.
E) İtfaiye gibi kurtarıcı görevlileri aradıysanız; sorumluluğu başkalarına atmayı beceren "iyi bir üst düzey yönetici" olursunuz.Bu alıntıya ek yapanlar olmuş:
F) Ağacı kesersiniz, böylece başka kedilerin çıkmasını da engellemiş olursunuz. Sizden mükemmel bir " kamu yöneticisi " olur.
G) "Bana ne" deyip yolunuza devam edersiniz. Sizden çok iyi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olur. Verginizi vererek mis gibi yaşarsınız.
H) Kendiniz dişi kedi kılığına girip ağacın altında cilve yaparsınız. Magazin medyası peşinizi bırakmaz, şöhret olursunuz.

..

.

http://arataer.blogspot.com/

EBRU SANATI

EBRU SANATI..


Erkek Olmanın Dayanilmaz Keyfi..

Erkek Olmanın Dayanılmaz Keyfi...

* Beş günlük tatil için ufak bir çanta yeter…
* Her kavanozu tek başına açma kabiliyetine sahipsin…
* Makyaj tazeleme sorunun olmadığı için zırt pırt tuvalete gitmezsin…
* Kolundaki, bacağındaki tüyleri mütemadiyen aldırmak zorunda değilsin…
* Bıyıkların utanç değil, çoğu zaman övünç kaynağıdır…
* Kilo aldığında dostların sana acıyarak bakmaz…
* Topuklu ayakkabı gibi bir şeyin üstünde hokkabazlık yapmak zorunda değilsin…
* Ayakkabılarının topuğu ve tırnağın asla kırılmaz, çorabın kaçmaz…
* Saçının nasıl göründüğü hiç önemli değildir…
* Pişireceğin hayvanı kendin avlayabilecek güçtesindir…
* Duş yapman ve giyinmen en fazla on dakika sürer…
* Gereksiz eşyaların bulunduğu bir çantayı taşıma alışkanlığın yoktur…
* Ceketini alıp çıkarsın…
* Beşli paket halindeki donların fiyatı, tek bir sütyeninki kadardır…
* 50 yaşına da gelsen kimse evde kaldığını iddia edemez…
* Yüzündeki tüm renkler orijinaldir. Ne silince, ne de yağmurda çıkmaz…
* Sohbet ettiğin insanlar, bakışlarını göğüslerine doğru kaydırmaz…
* Evlenince soyadını değiştirmek zorunda kalmazsın…
* Her zaman tek parça mayo giyersin…
* Karşı cinsle eşit olduğunu kanıtlamak için adanmış ömür süren hemcinslerin yoktur…
* Kahvehaneler, stadyumlar ve bilumum yerler sırf senin daha keyifli bir hayat sürmen için vardır…

YAHU HEPSI BIR YANA !!!

* Sen hiç "Erkek Hastalıkları Uzmanı" diye bir kavram duydun mu?



http://arataer.blogspot.com/


15 Temmuz 2010 Perşembe

Hayat Ne Garip Bugünlerde..

Hayat ne garip bugünlerde...

Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı !..

Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yaşıyoruz..!

Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı !..

Diplomamız bol ama sağduyumuz az..!

Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı !..

İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı..!

Sorumsuzca para harcıyoruz ama az gülüyoruz..!

Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz !..

Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz..!

Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !..

Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik..!

Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz !..

Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik..!

Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !..

Ay' a kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza geçmek için karşıya geçmiyoruz..!

Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !..

Havayı temizledik ama ruhları kirlettik..!

Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !..

Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!

Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !..

Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla..!

Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !..

Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi..!

Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı !..

Bilgisayar ağları kuruyoruz, bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz..!

Dünya barışı der, silahlanırız !..

Daha mutlu olmak için somurtarak çalışırız..!

Yani bugünlerde;

Eve çift maaşın girdiği ama çiftlerin boşandığı !..

Güzel evlerin yuva olamadığı..!

Kısa seyahatlerin, kağıt mendil gibi ilişkilerin, kilo dertlerinin ve her derde deva vitaminlerin(!), vitrinlerin dolu ama gönüllerin boş olduğu;

Günlerde yaşıyoruz !...*

Dar Ayakkabi..

Dar Ayakkabı..

O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler.
Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkânında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.

O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.

Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı.

Kapının her çalınışında koştum.

Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.

O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı.

Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kimbilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme.

Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.

Ayakkabımı babam giydirdi.

Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı.

Ama bunu babama söylemedim. O 'Sıkıyor mu?' diye sordukça 'Hayır' yanıtını veriyordum. 'Dar, ayağımı acıtıyor' desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm.

Bir sure sonra acı dayanılmaz oldu.

Dişimi sıktım.

Topalladım.

Soranlara 'Dizimi vurdum' dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.


Doğrusunu isterseniz yaşam dar ayakkabıyla yürümektir.

Kimi zaman, dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...

Kimi zaman, bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir cevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir Şehir...

Kimi zaman, dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.

Kimi zaman, zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.

Kimi zaman, zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...

Canınız yanar.

Topallaya topallaya gidersiniz.

İnsan öğreniyor yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu..

(Alıntıdır)



Bencil Bir Insanin Hayati..

Bencil Bir İnsanın Hayatı

Türk insanının en büyük özelliklerinden biridir kendi gibi diğer insanları da düşünmek, komşusunun eksiğini gidermek, yani kendi toksa aç olan komşusuna da bir şeyler verebilmek tabiri caizse ’rab bana hep bana’ dememek. Ancak son günlerde sık kullanılan bir cümle var kişiler biraz sıkıştı mı, biraz zorda kaldı mı ‘valla benim hayatım’ diyiveriyorlar. Elbette ki ben duygusu önemlidir, ancak bunun bencillik düzeyinde kullanılması, kişinin hem kendine hem çevresine zarar vermesine neden olmaktadır.

Bencilliğin arka planın da kişinin iç dünyasında güçsüz olması yani zayıflığı yatar. Bencil kişilerin kendi odaklı yaşamaları aslında dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı kendilerini korumak istemelerindendir. Böylece kendilerini yaşamın odağına almış olurlar. Başkalarını anlamaya çalışmazlar, sorumluluk taşımazlar kısacası kendilerinden başka kimse önemli değildir onlar için. Kendilerine fayda sağlayacak bir şey varsa, başkalarının arzuları, istekleri yada onların ne duruma düşecekleri önemli değildir, varsa yoksa tek kendileri ve bencilce istekleri vardır ortada.

İnsanların bencil olduklarını nasıl mı anlarız ?

Eğer yaptığı yada istediği şey sadece kendi yararına ise, işte o zaman kişi bencilce bir istekte bulunuyordur. Yani aslında kişinin niyetidir önemli olan. Anlık zevkler peşinde koşan, uzun vadede huzurlu olmak yerine o anı yaşayan ve kimselerin, onun umurunda olmadığı, kişilerdir onlar. Aynı zamanda oldukçada mutsuzdurlar. Bir insan kendini merkeze alarak yaşamaya başladığında, aslında tam tersi olarak ta mutluluğu kendinden uzaklaştırmaktadır. Onlar yaptıkları şeylerin sonucun da bir müddet sonra yalnız kalmaya mahkumdurlar. Eğer ellerinde güç ve para varsa insanları etrafında toplamaya devam ederler, taki bunlar tükenene yada artık o çıkarları dağıtmayana kadar ve sonrada bir yalnızlık başlar. Onun içindir ki genelde onları, söylenirken bir şeylerden şikayet ederken görürüz. Zamanında yanın da olan kişiler onun bencilliğinden dolayı artık ondan uzaklaşmışlardır ve onlar bunu bir türlü anlayamazlar.

Bencil insanı sakın sevgiden yoksun sanmayın! O sevmek için mükemmeli seçmiştir, yani kendisini…

Bencil insan aşık olduğu kişide kendi çıkarlarını seven kişidir. O sadece kendisi için sever, zora geldi mi de kaçar. Çünkü o üstüne sorumluluk alamaz, o zaman yük yüklenmiş olur, onlar zahmete, riske girmeyi sevmezler. Emek vermeden yorulmadan, yani sebepleri için uğraşmadan direk sonuca ulaşmaya odaklanırlar ve bunu yaparken de, birilerini harcamaya aldırmazlar. Bugün seni çok seviyorum derler, yarın çıkarlarına biraz ters geldiğinde, sen yoluna ben yoluma demekten bir an bile çekinmezler ve bunu yaparken de daima onları haklı çıkaracak sebepleri sıralarlar, sizin duygularınız, hisleriniz onlar çok da önemli değildir o andan sonra.

Onlara yardımcı dahi olsanız bir an çıkarları doğrultusunda davranmadığınızda, sizi harcamaktan çekinmezler. Kapalı kapılar ardında bir sürü planları vardır ve işlerine gelmediği zaman bunları rahatça kullanabilirler. Bu duygu, kişiye vermekten çok almayı öğretir. Dolayısıyla istedikleri kadar alamayınca hırçınlaşırlar, sıralamada her zaman en önce onlar gelmelidirler. Ne olursa olsun insanlar onları anlayış ile karşılamalıdırlar. Diğer insanların duygularını anlayamazlar, çünkü empati kurma becerileri gelişmemiştir.

Hayatı keyiflerine göre yaşarlar, tahammül düzeyleri çok düşüktür, kötü ve zor durumlara tahammül edemedikleri için tembel olmaya başlarlar, dolayısı ile mücadele gücünden yoksun üretmek yerine tüketen kişiler haline dönüşürler. Çıkarlarına göre yön değiştirdikleri için, bir hedefleri de yoktur.

Eğer bencil insanlar ordusuna katılmayı gerçekten istemiyorsak, o halde ben, benim hayatım demeden önce etrafımızdaki insanları, bir kez daha düşünüp, ondan sonra eyleme geçmeye ne dersiniz?

29 Haziran 2010 Salı

Oglum Gelin Oluyor..

OĞLUM GELİN OLUYOR *


Geçen Ağustos 2008 de mali müşavir olan en küçük oğluma düğün yaptım.Ve düğünle ilgili bir hatıramı paylaşacağım
Bir akşam hanımım oğlum ben çayları demledik, keyifli keyifli içmeye başladık.Bu arada söz düğün hazırlıklarından açıldı. Sözü oğlum aldı, başladı konuşmaya.
Baba evi size yakın tutalım, gelip gitmek kolay olsun şöyle canınız istedikçe gelebilesiniz bende işe giderken gelirken sıkça uğrayabileyim. Buz dolabı şu marka olsun, çamaşır makinesi böyle olsun, halının rengi türkuaz olacak, televizyon LCD olacak koltuklar şu marka olsun, halılar perdeler derken düğün masrafı şu kadarı bulur dedi. Ben önce biraz daldım ve daha sonra da gözlerimden sessizce yaş aktı geldi, hem de hatırlıca.
Oğlum benim gözümden akan yaşları görünce şen ve biraz da mutluluk dolu kahkaha atarak annesine döndü.
Babam düğüne harcayacak paraları için ağlamaya başladı anne dedi.Arkasından ekledi. Baba para için üzülmene gerek yok istemezsen ben kendim düğün borcumu kendim öderim ağlamak da niye ki. Üzüldüğüne bak. Amaan sende baba dedi
Bu sefer konuşma sırsı bana geldi. Söz aldım.
Sevgili oğlum ben düğün parası için ağlamadım ki.Zira bir baba için en büyük mutluluk ve sevinç çocuğunu evlendirmek onun mutluluğunu mürüvvetini görmektir.Zaten bir çok baba anne bu günlerin hayalı ile yaşar ve bu mutluluğun para karşılığı da yoktur. Para niçin kazanılır böyle güzel günlerde böyle güzelliklere harcamak içindir. Ben niye üzüldüm niye ağladım bilir misin.
Eskiden kızlar gelin olur giderdi evden Şimdi oğlanlarda gelin olup gidiyor ona ağlıyorum .Kız evi kızlarının evden gitmesi nedeniyle mutluluktan kaynaklanan bir burukluk bir hüzün olurdu .Bilirlerdi ki artık kızları aileden ayrıldı ve gitti ve o andan itibaren ana babası ile birlikte bir arada yaşama dönemi de bitti. Kız için, kendi evinde eşi ile birlikte yeni bir hayat mücadelesi dönemi başlayacak yeni umutlar ve gelecekten beklentilerle kendi yoluna düşecek, baba ocağı ile birlikte ana, baba kardeşler geride kalacak.
Şimdi sende bir anlamda gelin oluyorsun, anneni babanı arkanda bırakarak ayrı bir eve gideceksin ayrı bir düzenin olacak kendin için kararlar alacaksın kendin ve eşin için yaşaman daha öne çıkacak. İleride Allahın izniyle çocukların olacak kısaca artık sen işin eşin ve çocukların için koşturacaksın Allahın emri de bu hayatın kuralı da bu. Ayrıca bu her insanın yaşamayı arzu ettiği mutluluktur Allah bu güzellikleri sana da yaşatsın ve mutlu da etsin
Ama benim açımdan ise :
Oğlum artık yuvadan uçuyor, sabah kalkınca seni yanımda bulamayacağım,seninle oğlum bu gün ne yapacaksın günlük programın ne diyemeyeceğim yada akşam eve gelince günün nasıl geçti anlat bakalım diyemeyeceğin soramayacağım oturup güzel güzel ,uzun uzun sohbet edemeyeceğiz, sevincimizi üzüntümüzü mutluluklarımızı anında paylaşamayacağız yaşayamayacağız artık.
Kulağım hep çalacak telefonun yada kapının zil sesinde olacak, gözüm yolda kalacak artık. Bu gün oğlum gelir mi ki diye gözlerim yolda hep seni bekleyeceğim .Senin ayrı bir evinin olması demek ayrı bir düzenin ayrı bir özel hayatın olacak demektir. Baba da olsam telefonu açacağım oğlum müsait misiniz biz geleceğiz yada bize buyurun dönemi başlayacak artık
İşte bunları düşündüm ve onun için de gözümden sessizce yaş geldi.
Ha sizin için evlenmek, baba için evlendirmek düğün yapmak bunlar vakti gelince de sizin hakkınız, bizim içinde görev olup yaşanması gereken mutluluklardır. Dün ben senin yaşadığını anneme babama karşı yaşadım, sen bu gün bana karşı yaşıyorsun yarında senin çocuğun bunları sana karşı yaşayacak bu herkes için geçerli olan kuraldır ve bu kural tarih boyunca da uygulana gelmiştir
Yani kısaca bundan sonra başlayacak yalnızlık günlerimizi düşündüm ve onun için gözlerimden yaş indi geldi Yoksa para nedir ki .Elbette böyle zamanda bu işler için para harcamak bir baba için en büyük mutluluklardandır dedim
Bir süre sessizlik oldu sonra oğlum baba biz sizi yalnız bırakmayız inşallah sıkça geliriz dedi ve Sözünde de durdu. Hatta biraz daha ileri gitti, her hafta cumartesi kahvaltısını bir hafta siz bize gelirsiniz bir hafta biz size geliriz dedi. Ve dediğini de uyguladık.

* Mehmet KİTAPÇI - Sosyal Hizmet Uzmanı

http://arataer.blogspot.com/

Erkek Dedigin.. & Kadin Dedigin..

Erkek Dediğin & Kadın Dediğin..

ERKEK DEDİĞİN

Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...
Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.

O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.

Can yücel



KADIN DEDİĞİN..

Kadın dediğin güzel olacak arkadaş.
Şöyle savurdu mu eteğini, ruhun rüzgarına kayacak. Bacakların, ayakların,
bilekten bağlı ayakkabıya tutunan parmakların, seyrine doyamayacaksın.
Bakımlı olacak kadın dediğin. Saçları ipek , topukları pembe, boynu ince,
salındı mı kuğu gibi zarif olacak ve zarifliğinin ortasında bir hanımefendi barındıracak.
Güzel olacak ama kaşı, gözü, bacağı, sözü doğru, ruhu aydınlık olacak,
güzelliği komple olacak. Korkmayacaksın gecenin bir vakti sol cenapta yüzünü
gördüğünde. Yeni bir kabus gibi yaşamayacaksın gerçeği de. Güzel olacak ama,
aklını evde tutacak kadar da akıllı.... Seni elinin tersiyle değil, avucunun
içiyle kavrayacak... Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz beni
böyle. Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek
küçük kurtçuklarla. Sıradan ve kabullenir yaşamanın ne demek olduğunu
sindirmiş olacak içine.

Asla şatafat düşkünü olmayacak. Doğum günlerinde bir sıcacık öpücüğün
yerini, tek taş bir De Beears'ın alamayacağını algılayacak kadar doygun
olacak. Hatırlaman yetecek özel günleri, pahalı bir hediyeyle savuşturmadan.
Sadeliğin içinde farkedilir olabilmeyi, gösterişli kıyafetle bir
tutmayacak. Duruşu, oturuşu, yürüyüşü abartılı değil, basit hiç değil,
sadelikten oluşacak. Kendini süs bebeği gibi ortaya atıp, fingirdeşmeyecek
başkalarıyla. Ekonomiden, politikadan, milli maçlardan ve kültürel
olaylardan haberi olacak. Bizi kim yönetir, nasıl yönetir, demokrasi,
monarşi, oligarşi nedir bilecek, saf hatun numarasıyla cahilliğini
güzelliğiyle örtmeye yeltenmeyecek. Gezip, eğlenmesini bildiği kadar, pazar
parasını kozmetiğe yatırmaması gerektiğini, domatesin, ekmeğin, soğanın,
kıymanın kaç para olduğunu bilecek. Cak cak telefonda konuşup, niye böyle
fatura geldi hayret tribine girmeyecek. Eşini dostunu kollayacak ama içi
vıcık vıcık dedikodu yumağının içinde kaybolmayacak.

Marka düşkünü, moda düşkünü olmayacak kesinlikle...Takip edecek ancak
yakışanı seçecek. Sökük, paça boyu, fermuar dikmeyi bilecek, herseferinde
terzi aranmayacak pırnık pırnık. Elinden her iş gelecek. Marifetlerini
sadece seni elde ederken değil, seni elde tutarken de gösterecek ve tüm
bunlar içinden gelecek içinden, göstermelik olmayacak.

Adamın siniri bozmayacak, tepesini attırmayacak, cinleri başına
toplamayacak, körolası dilini gerektiğinde yutacak... Çarşı pazar görmesini,
sana don kilot almasını, gömlek ayakkabı numaranı bilecek... ve zevki seni
giydirecek kadar yerinde olacak, kendisini giydirmeyi bildiği gibi.

Orada burada dedikodu yapmayacak, laf taşımayacak, ayıkla pirincin taşını
durumlarına sokmayacak. Ortalık yerde kahkahalarıyla sebepsiz çınlamayacak.
Dekoltenin dozunu kaçırmayacak ama sıkı sıkıya da kendini ambalajlamayacak.
Açık saçık olan elbisesi değil, sana olan ilgisi olacak ve bunu
gösterebilecek medeniyeti...


Onu bir kediyi sever gibi seveceksin yanıbaşında ve huzurla... Öyle
'çağırdım, gelmedin, geç kaldın, aramadın, sormadın, kiminleydin, hesap ver'
yapmayacak. Sana yüreğiyle güvenecek, inançlarıyla sokulacak. Bilmem kimin
sözüne aldırmayacak, asla arkadaşlarının arkasından konuşmayacak, hele küfür
hiç etmeyecek. Sınırını zorlamayacak , salya sümük ağlamayacak, kıytırık
nedenlerden hır gür çıkarmayacak. Sözü dinlenir, anlaşılır olacak. Bir
hatayı allayıp pullayıp abartmayacak.

Gömleklerini o ütüleyecek ve o gömleğe hangi pantolon yakışır bilecek. Ama
hayatı giyim kuşam üstüne kurulmayacak. Uyum ve uyumsuzluk nedir bilecek.
Bir kere, topuklu ayakkabıyla spor ayakkabının ayrımını yapabilecek arkadaş.
Dağa çıkarken rugan ayakkabı giymeyecek. 'Of yoruldum, beni ara, beni al,
beni bul, bunu isterim' değil, 'sence de uygunsa, yanındayım, ben gelirim,
merak etme' olacak lügatında. Tereciye tere satmayacak yani. Hissettiğiyle
yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum
derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek ve arkandan laf
söyletmeyecek....



Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin. Bir
gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük. Yıllara rehaveti değil huzuru
taşıyacak. En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü
geçirmeyi de. Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küsmeyecek,
süründürmeyecek. Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.

Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek. Seni öyle bir tutacak ki
arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna. iki lafın başı, her
tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak. Sabırlı olacak ve asla gururuna
dokunmayacak...

Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürsüz yemeklerle işi
olmayacak. şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı
konduracak şüphesiz. Salatasız oturmayacak yemeğe. Temiz olacak herşeyden
önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri . Yahut pahalı parfümlerin sindiği,
süslü püslü boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir
kadını öpmeyeceksin. Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş. Buram buram
kadın kokacak kadın dediğin.

Kadın dediğin güzel olacak ama eli yüzü düzgünden çok öte birşey. Zeki
olacak zeki, seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini
katmasını da... Paranın gücünü bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de
paranın kudurmuşluğunu yaşayacak. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna
terketmeyecek. Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan
çıkarırken kullanacak, yan gözle adam kesmeyecek ,üstüne sevgili
edinmeyecek.

Sarışın, renkli gözlü, uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan
fasarya... Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir, olacak.
Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha. Ağzı sıkı
olacak kadın dediğin. Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak...

Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından,
dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan, kendi
yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan, raf süslerinden,
tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak, biraz ukala olabilir ancak sana
rol yapmayacak. Komplekslerini güzelliğiyle örtmeye çalışmayacak. Bir şeyi
çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.

En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır
gelir. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne
toprağa... Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip
sevişmesini de şehvetle. Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi
de, anaya babaya hürmet etmeyi de...

Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle , sınırlamayacak. Hem
sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın
huzurla... Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini
hiçbir zevk yaşatamaz sana...

- Ben böyle bir kadın tanıdım, değerini çok geç anladım...

http://arataer.blogspot.com/





Anne Demek..

Anne demek;

* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan,şenlik havasına
bürünendir.

* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.

* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden
kalkandır.

* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi işe gitmektir.

* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp
saatlerce koklayandır.

* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.

* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.

* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.

* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır

* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp,gözü kapalı geri dönendir.

* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.

* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.* Bebek şef şarkısı
söyleyerek,fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.

* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak,mısırı tanelere ayırmaktır.

* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa"
sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.

* Anne demek bebek havuzunda yüzmektir.

* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım
"bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.

* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu
poşetlerle geri dönendir.

* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.

* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.

* Uyduruk ninni besteleyendir.

* Çantasında sürekli Oyuncak kurbacık,ıslak mendil ve kreker taşıyandır.

* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir
saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.

* Anne demek eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.

* Anne demek hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için
endişelenmektir.

* Anne demek yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara sunmaktır.

* Anne demek 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde
taşımaktır.

http://arataer.blogspot.com/